Category Archives: TARAF GAZETESİ YAZILARI

Roboski’nin hesabı bu dünyada sorulmalı

Genelkurmay Başkanlığı Askerî Savcılığı, Roboski’de 34 genç insanın hava bombardımanı sonucu öldürülmesi olayına ilişkin olarak kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdi. Karar kapsamında şüpheli olarak dördü general, biri albay rütbesinde olmak üzere beş asker kişi bulunuyor.

Yazık oldu

Adalet ve Kalkınma Partisi, siyasetin hiçbir kadim sorunu çözemediği ve çöküş içine girdiği, 12 Eylül ile tahkim edilmiş İttihatçı devlet yapılanmasının toplumu kuşatıp nefes aldırmadığı bir zamanda kuruldu. Toplum bir çıkış arayışındaydı. Kısa sürede ilgi gördü ve iktidara geldi. İslami referansı olması ve çevreden gelmesi statükoyu ürküttü. Ordu+ CHP+ Yargı+ Sermaye+ Medya+ Üniversite ekseninde kemikleşmiş antidemokratik cephe karşısında AKP iktidarının şansı yok gibiydi. Çünkü bu yapı, 1950’den bu yana çevreden gelen siyasi kadroyu ister iktidarda olsun, ister muhalefette komünizm, şeriat ve bölücülük tehlikesi olduğu algısı yaratarak darbelerle biçiyor ve sonrasını tekrar dizayn ediyordu. Ancak demokrasi kültürü olmayan siyasetçiler de buna katkı sağlıyorlardı.

Balyoz davasına özel düzenleme

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından başlayarak 2003-2004 yıllarında rutin darbe hazırlık ve planlarının yapıldığı bilinmektedir. AKP’yi kapatma davası ve Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesini engellemeye yönelik 27 Nisan darbesi bu sürecin devamıdır. Gelinen noktada ise, Başbakan’ın danışmanı olan Yalçın Akdoğan, bütün darbeye teşebbüs davalarının meşruiyetini ortadan kaldıran bir iddiada bulundu. “Milli orduya kumpas.

HSYK

Yolsuzluk soruşturması devam ederken, Başbakan Erdoğan’ın, 2010 referandumuyla yeniden yapılandırılarak bir ölçüde demokratikleştirilen HSYK’ya yönelik yaptığı eleştiriler ve ortaya koyduğu niyet Brüksel’de şaşkınlıkla karşılanmış gözüküyor. Oysa Başbakan, referandumdan “evet” çıkması için büyük çaba sarf etmişti. Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Avrupa Parlamentosu (AP) ve Avrupa Konseyi, HSYK’nın performansını överken, 2010 referandumu kazanımlarından geriye gidilmemesi uyarısı yapmakta.

Ne tarafa bakıyorsunuz

Demokratik kültür ve geleneğe dayalı, hukuku herkes için güvence hâline getirmiş bir demokraside bizde yaşananlar nasıl yaşanırdı? Öncelikle demokrasi ve hukuk standardı yüksek bir ülkede bir parti, üç dönem iktidar olmaya aday bir parti olmaması nedeniyle üst üste iktidarda kalır mıydı ve sistem tek partili bir düzleme kayar mıydı? İktidarın 11 yıl sonunda yorulması, istikametini kaybetmesi ve kirlenmesi gayet tabii bir sonuçtur. Hele bizim gibi merkeziyetçi bir ülkede. Merkezde iktidarı şahsileştirenlerin rant yaratıp, istedikleri gibi dağıttığı, kurumların kapalı kutu gibi gizlendiği bir sistemde iktidarın bagajı dolar, taşar. Meselenin özü budur.

Bekçileri kim bekleyecek

Dünyada insan olmaktan daha büyük bir sorumluluk yoktur. “Bütün insanlar ölür” bir doğa yasasıdır ve bu yasadan kurtuluş yoktur. Oysa normlarda durum böyle değildir. “Olması gerekeni” yerine getirecek olan insandır. İnsan ise, değişik nedenlerle norma aykırı davranma imkânına sahiptir. Nitekim “insanları öldürmemelisin”, “çalmamalısın” diyen din ve ahlak yasasına rağmen birçok kimse insan öldürür ve çalar. İnsan varlığını, tinsel yani akli ve manevi yanıyla ortaya koyabilir, davranışlarına bir anlam verebilir. İnsanı bütün diğer canlılardan ayıran yüksek değerler burada bulunur. Aynı biçimde davranan hayvandan değişik olarak “nasıl davranmalıyım” diye soran insana tek doğru cevap “değerli olanı yap” buyruğu buradan gelir. Mesele birer “olması gereken”i söyleyen bu değerleri insanın nasıl gerçekleştireceğidir.

Yönetmelikle CMK’ya by-pass

Bakanlar Kurulu üyelerinin yakınlarına kadar ulaşan yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda adli kolluk görevi yapan polislerin amirlerinden soruşturmaya ilişkin bilgi gizlediği ve bunun kabul edilemeyeceği yönünde eleştiriler yapıldı. Bu eleştiriyi değerlendirmek için ceza muhakemesi hukuku ilke ve düzenlemelerine bakmak gerekir.

Dekadans

Türkiye normalliğin anormal, anormalliğin normal olarak yaşandığı bir ülke. Kuşkusuz normalliğin ya da anormalliğin de görece bir yanı var. Konu siyasi etik ve ilkeler olunca bir değerlendirme yapabiliyorsunuz.

Denetlenemeyen bürokratik kurumlar rejimi

Türkiye’nin gündemi o kadar hızla değişiyor ki. Tam 2004 tarihli Milli Güvenlik Kurulu kararları üzerinden fişlemeler tartışılırken araya tutuklu milletvekillerinin durumu giriyor, onu tartışırken devlet sırlarına ilişkin antidemokratik bir kanunun Meclis komisyonundan geçtiğini öğreniyoruz. Kadim sorunlarımız demokrasi ile birlikte kapıda bekliyor.

Sırlar rejimi

Demokratik hukuk devleti olma niteliğine sahip olmak demek, devleti temsil eden kişilerin ve kurumların hesap verebilir ve denetlenebilir olması demektir. Diğer bir deyişle, idarenin eylem ve işlemlerinden yurttaşların haberinin olması ve bu eylem ve işlemlerin onlar tarafından hukuki bir engelle karşılaşmaksızın yargıya götürülebilmesi demektir. İşte bu noktada hükümet ve emri altındaki idarenin tasarruflarının devlet sırrı kavramı içinde her türlü denetim dışına çıkarılması durumu ortaya çıkabilmekte.