Monthly Archives: Haziran 2013

İstihbaratın denetim ve gözetimi (1)

Milli İstihbarat Teşkilatı’yla ilgili gelişmeler ve MİT yasa taslağında düşünülen değişiklikler, rejim açısından tehlikeli işaretler vermektedir. Ülkede yaşayan herkese ait bütün bilgileri izin almaksızın görebilmek için MEB, PTT, THY, BDDK gibi kurumlarla protokol imzalanması açık bir anayasa ihlalidir. Konusu suç teşkil eden protokolleri imzalayan, uygulayan kurumların yöneticileri suç işlemektedirler. Anayasaya ama en önemlisi hukuka tamamen aykırı bu fiilî durumu kanunlaştırmak bu ihlali hukukileştirmez. Ortada çok ciddi bir durum vardır. Bu nedenle bu konuyu birden çok yazımda işlemeye devam edeceğim.

Sivil itaatsizlikle tanışan Türkiye

2013-06-21_121253

Taksim Gezi Parkı’nın yapılaştırılmasına ilişkin olarak, iktidar erkinin projesine ve yaklaşımına karşı, çevre hukukunu savunan ve aynı mekânda gerçekleştirilen eylem, bir hukuk devletinde sivil itaatsizlik olarak nitelenebilir mi? Hukukun nihai hedefi özgürlük içinde hakikate ulaşmak ve adaleti sağlamaktır. Adalet, özgürlük ve hakikat hukukun asli boyutlarıdır. Bu nedenle hukuk yalnız norm realitesine yani yasa koyucunun irade bildirimi olan yasalara indirgenemez. Hukuku savunmak için yasalara karşı mücadele edilebilir. Bunun bir yöntemi de şiddetsizlik yoluyla sivil itaatsizliktir. (civil disobedience). Sivil itaatsizlikte hukukun karşıt açıdan anlamlandırılması vardır.

Değişim siyaseti zorluyor

2013-06-13_100343

Taksim- Gezi Parkı’nda Topçu Kışlası yapılmasına itiraz edenler, aslında siyasi iktidarın ve muhalefetin karşılayamadığı toplumsal taleplere ilişkin bir muhalefeti simgeliyorlar. Siyasi iktidar, toplumsal muhalefeti barışçıl sivil bir eylemle gösteren gruba sabaha karşı şiddet uygulayarak müdahale etmekle abartılı özgüveninin ve öngörüsüzlüğünün kurbanı olmuştur. Böylece şiddet yöntemini benimsemeyen genç ağırlıklı toplumsal muhalefet, şiddet kullanan örgütlerin ve provokatörlerin kucağına itilmiş ve bununla birlikte hareketin Başbakan Erdoğan’a ve iktidara karşı şiddet içeren bir gösteri hâline dönüşmesine neden olunmuştur.

Devlet ve demokrasi

Türklerin Osmanlı’ya taşıdıkları gelenekte, toplumsal sorunların çözümünde mutlak yetki devlettedir. Halil İnancık, Osmanlı İmparatorluğu’nun klasik dönemini anlatırken (1300-1600) merkezin, herkesi kendi konumunda tutarak tebaayı koruduğunu belirtmektedir. Tebaanın, padişahın ve bürokratik merkezin yaptırımlarından korkar durumda tutulması, korku ile gelecek arasındaki gelgitler, Osmanlı siyasi kültürünün sürekli bir gerilim temeli üzerinde şekillendiğini göstermektedir. Merkez-çevre ilişkisi bakımından, Osmanlı geleneğinde, İngiltere’deki uzlaşma-işbirliği geleneğinin aksine uzlaşmazlık ve gerilim vardır. Cumhuriyet, Osmanlı’daki devlet-tebaa çatışmasını tevarüs etmiş, bürokratik seçkinlerin aşkın devlet anlayışı daha çok devlet sonucunu doğurmuştur. Bugün yaşanan gerilim, bu tarihsel geleneğin sonucudur. Gerek Osmanlı döneminde gerekse Cumhuriyet döneminde sonu anlaşma ile biten bir çatışma yoktur. Merkezden yapılan dayatmalar sonucu, siyasal bütünleşme sağlanamamıştır. Demokrasiye geçişte de, bu nedenle siyasal yaşam meşruiyet krizi yaşamaktadır. Yine çevreden merkeze gelen yeni güç de, uzlaşma-işbirliği yerine gerilim ve çatışmayı tercih etmektedir.