Monthly Archives: Ekim 2013

Cumhuriyet hakiki mi

Bugün Cumhuriyet’in 90. yılı kutlanıyor. Aslında 29 Ekim 1923’ten önce, 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu egemenlik hakkını kesin olarak millete vermekle yeni kurulan devlet aygıtını seçime dayandırmakla, yasama ve yürütme ve hatta yargı yetkilerini Büyük Millet Meclisi’nde toplamakla ilk Osmanlı Anayasası olan 1876 tarihli Kanun-u Esasi’nin varoluş nedenlerini kaldırmış bulunuyordu. Yeni düzenleme, adı konulmamış cumhuriyet rejiminden başka bir şey değildi. Ancak bu gerçek, koşullar gereği, 1921 Anayasası tarafından açıkça ifade edilmemiştir. Bu dönemde, K.E’nin T.E.K ile çelişmeyen hükümlerinin uygulandığı bilinmektedir. Bunun anlamı asıl anayasanın T.E.K olduğu, fakat bunun değiştirmediği hükümleri bakımından, K.E’nin ikincil planda yürürlüğünü sürdürdüğüdür. Bu ikilik, K.E’nin 1924 Anayasası ile yürürlükten kaldırıldığının açıkça belirtilmesiyle son bulacaktır.

Ordu demokratikleşti mi

Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’in son açıklaması üzerine yapılan yorumlar ne dereceye kadar doğru. Evet, açıklama önemli bir anlayış değişikliğini işaret ediyor. Ergenekon ve Balyoz davaları üzerinden yapılan kışkırtmalara karşı kamu görevlisi olduğu vurgusunu yaparken üst bir askerî bürokrat olarak sivil siyasi otoritenin emrinde olduğunu da ima etmekte. Kuşkusuz demokratik bir tavır ama dönemsel ve kişisel bir tavır olarak algılamak daha doğru. Çünkü İlker Başbuğ’dan hemen sonra Silahlı Kuvvetler’in kurum olarak demokratik hâle geldiğini, demokratik eğitim ve kültür verdiğini, Genelkurmay Başkanlığı’nın kanundan doğan özerkliğinin önlendiğini, kurum ve general imtiyazlarının kaldırıldığını, kurumun şeffaf ve hesap verebilir hâle getirildiğini ve parlamenter denetime tabi tutulduğunu, askerin OYAK üzerinden ekonomik faaliyette bulunmasının önlendiğini, silah üretim ve alım mekanizmalarının denetlenebildiğini hülasa SK’nın demokratikleştirilebildiğini söyleyebilir miyiz? Bütün bu belirtilenler güvenlik sektöründe yer alan tüm kurumlar için geçerli. İktidarın ordu, polis, jandarma, MİT gibi kurumları demokratikleştirme gibi bir niyeti ve politikası yok.

Küçükömer’in tezleri üzerinden

İdris Küçükömer, Batılılaşma- Düzenin Yabancılaşması isimli kitabında, Batılı kavramlar olan “sağ” ve “sol”un Türkiye’deki tarihsel- kurumsal şemasını çizer. Küçükömer’e göre “solyan, yeniçeri- esnaf- ulema birliğinden gelen Doğucu- İslamcı halk cephesine dayanan Jön Türkler’in Prens Sabahattin kanadı yani Hürriyet ve İtilaf Fırkası, Birinci Büyük Millet Meclisi’nde Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nde ikinci grup, sırasıyla Terakkiperver Fırka, Serbest Fırka, Demokrat Parti, Adalet Partisi çizgisidir. Biz bu çizgiyi ANAP, DYP, Milli Nizam Partisi’nden gelen Refah Partisi ve AKP olarak uzatabiliriz.

Nasıl bir devlet

Ulus-devlet, insanlara sınırlar arkasında güvenlik sağlarken onları tutsak kıldı. Sınırlar, bayraklar, marşlar, ordular, savaşlar. İki dünya savaşının bilançosu, süregelen bölgesel çatışmalar. İnsan ve doğayı temel almadan, çıkarların gerçekleştirilmesini ön plana alan politikalar ve bu politikaların şiddet ve güç kullanılıp, hukuki birikimin yok sayılarak uygulanması.

Kurban ritüeli

İnsanlık tarihinin en eski ritüellerinden biri kurban sunmak, kurban kesmek eylemidir. Kutsal ya da dinsel amaçlarla sembolik bir sununun doğaüstü alandaki güçlerle barışıklığı sağlamak ve şükür etmek adına hediye edilmesi. Daha sonraları Tanrıların insanlardan uzaklaşıp, yüce varlıklar hâline gelmesiyle insanın Tanrı’ya ait olduğu düşüncesi gelişmiş ve hediyenin yerini kurban olarak insan almıştır. Çeşitli toplumlarda doğaüstü güç veya güçlere parmak, el, kol, kulak, penis gibi organların vücuttan koparılarak sunulduğu olmuştur. Musevilik ve Müslümanlığın gereği olarak uygulanan sünnet ritüelinin, köklerinin çok eskiye dayanan bu uygulamanın bir devamı olduğu belirtilmekte. İnsan eti yemenin doğru bir uygulama olmadığı düşüncesine ulaşıldığında, onun tamamının yakılması uygulaması doğmuştur. 

İhtiyaçlar tanınmayı beklemez

Her sabah çocuklara okullarda Türk etnik kimliğini başat kimlik olarak yücelten, diğer etnik kimlikleri adeta Türk kimliği içinde erimeye davet eden bir andın okunması uygulamasına son verildi. Geç kalınmasına rağmen iyi ki de son verildi.

Cumhuriyet’in Türklük çıkmazı

Kürt sorunu da Ermeni sorunu da tarihî derinlikleri olan sorunlardır. Aslında bu sorunlar ötekileştirici bir kimlik üzerinden ortaya çıkmış, başat kimlik olan Türklük kendisini diğer kimlikler üzerinden var etmiştir. Bu nedenle sorun Kürt ya da Ermeni sorunundan çok bir Türklük sorunudur. Osmanlı’nın son döneminden tevarüs edilen milliyetçilik anlayışına dayalı politikalar sonucu oluşmuş ve bugüne kadar ağırlaşarak gelmiştir. Bir ulus-devlet yaratılırken Türk-Müslüman olmayan gayrimüslim azınlığın hukuk dışı yasalar ve uygulamalar ya da şiddet yoluyla mülksüzleştirilmesi ve göçe zorlanması devlet politikası olarak uygulanmıştır.

Demokratikleşme paketinde anadil sıkıntısı

Demokratikleşme paketinden çıkan vaatlerin hiçbir kesimi tatmin etmediği anlaşılıyor. Tatmin etmesi de beklenemez. Vaat edilenleri küçümseme niyetiyle söylemiyorum. Kuşkusuz her bir vaat önemli ve değerli. Başbakan paketin yetersizliğinin gerekçelerini şu sözlerle açıklıyor. “Türkiye değiştikçe, şartlar olgunlaştıkça, dirençler ortadan kalktıkça, siyaset güç kazandıkça yeni hak ve özgürlükler kaçınılmaz olarak gündemde yerini alacak.” Başbakan önemli bir tespit yapıyor. Türkiye’nin toplum ve siyaset olarak gerçek bir demokratikleşme için henüz hazır olmadığını, özellikle siyasetin yeteri kadar güçlü olmadığını belirtiyor. Bu tespit ne kadar gerçeği yansıtıyor. Evet, CHP ve MHP’nin demokratikleşme konusunda hiç de hevesli olmadıkları açık. Zaten Türk demokrasisinin en büyük açmazı da bu. Demokrasi, hukuk, özgürlükler ve sosyal refah çıtasını iktidarın öngördüğünden daha yukarıya taşıyan, projelerle halka giden, iktidar seçeneği olduğu heyecanını yaratan bir muhalefetin bulunmayışı. Ancak siyaset için doğru olan bu tespit toplum için geçerli değil. Toplumun yaşadığı acılar nedeniyle artık huzur ve barış istediği açık.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e tezler

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Günah ve Suç: Fıkıhtan Faşizme Ruth A. Miller’ın Princeton Üniversitesi Yakın Doğu Çalışmaları Bölümü’nde yazdığı doktora tezinin kitaplaşmış hâlinin adı. Ufuk Yayınları’ndan çıkan kitap, üzerinde tartışılması gereken ilginç tezlerle dolu.

Rejim Diyanet’le laik mi

Klasik dönemde devletin merkez örgütü içinde sayılmayan Şeyhülislam, daha sonra Meclis-i Meşveret ve Heyet-i Vükela üyesi yapılarak merkezî devlet örgütlenmesi içine çekildi. Şeyhülislam, artık yetkilerini devlet dışından değil, devlet içi bir makamdan kullanıyordu. Ancak diğer taraftan, Şûra-yı Devlet’in kurulmasıyla dinî kuralların siyaset üzerinde etkisi azaltılırken, Şeyhülislam fetva verme bağımsızlığını yitirmiş, devletin denetimi altına girmiş, Bakanlar Kurulu’nun gerekli gördüğü zamanlarda onay bildiren bir makam durumuna gerilemiş oluyordu. Bu gelişme devletin dini denetim altına alma düşüncesinin de bir başlangıcı olmuştur. Bu durum Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bugünkü konum ve işlevine de ışık tutmaktadır.