Monthly Archives: Aralık 2013

Ne tarafa bakıyorsunuz

Demokratik kültür ve geleneğe dayalı, hukuku herkes için güvence hâline getirmiş bir demokraside bizde yaşananlar nasıl yaşanırdı? Öncelikle demokrasi ve hukuk standardı yüksek bir ülkede bir parti, üç dönem iktidar olmaya aday bir parti olmaması nedeniyle üst üste iktidarda kalır mıydı ve sistem tek partili bir düzleme kayar mıydı? İktidarın 11 yıl sonunda yorulması, istikametini kaybetmesi ve kirlenmesi gayet tabii bir sonuçtur. Hele bizim gibi merkeziyetçi bir ülkede. Merkezde iktidarı şahsileştirenlerin rant yaratıp, istedikleri gibi dağıttığı, kurumların kapalı kutu gibi gizlendiği bir sistemde iktidarın bagajı dolar, taşar. Meselenin özü budur.

Bekçileri kim bekleyecek

Dünyada insan olmaktan daha büyük bir sorumluluk yoktur. “Bütün insanlar ölür” bir doğa yasasıdır ve bu yasadan kurtuluş yoktur. Oysa normlarda durum böyle değildir. “Olması gerekeni” yerine getirecek olan insandır. İnsan ise, değişik nedenlerle norma aykırı davranma imkânına sahiptir. Nitekim “insanları öldürmemelisin”, “çalmamalısın” diyen din ve ahlak yasasına rağmen birçok kimse insan öldürür ve çalar. İnsan varlığını, tinsel yani akli ve manevi yanıyla ortaya koyabilir, davranışlarına bir anlam verebilir. İnsanı bütün diğer canlılardan ayıran yüksek değerler burada bulunur. Aynı biçimde davranan hayvandan değişik olarak “nasıl davranmalıyım” diye soran insana tek doğru cevap “değerli olanı yap” buyruğu buradan gelir. Mesele birer “olması gereken”i söyleyen bu değerleri insanın nasıl gerçekleştireceğidir.

Yönetmelikle CMK’ya by-pass

Bakanlar Kurulu üyelerinin yakınlarına kadar ulaşan yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda adli kolluk görevi yapan polislerin amirlerinden soruşturmaya ilişkin bilgi gizlediği ve bunun kabul edilemeyeceği yönünde eleştiriler yapıldı. Bu eleştiriyi değerlendirmek için ceza muhakemesi hukuku ilke ve düzenlemelerine bakmak gerekir.

Dekadans

Türkiye normalliğin anormal, anormalliğin normal olarak yaşandığı bir ülke. Kuşkusuz normalliğin ya da anormalliğin de görece bir yanı var. Konu siyasi etik ve ilkeler olunca bir değerlendirme yapabiliyorsunuz.

Denetlenemeyen bürokratik kurumlar rejimi

Türkiye’nin gündemi o kadar hızla değişiyor ki. Tam 2004 tarihli Milli Güvenlik Kurulu kararları üzerinden fişlemeler tartışılırken araya tutuklu milletvekillerinin durumu giriyor, onu tartışırken devlet sırlarına ilişkin antidemokratik bir kanunun Meclis komisyonundan geçtiğini öğreniyoruz. Kadim sorunlarımız demokrasi ile birlikte kapıda bekliyor.

Sırlar rejimi

Demokratik hukuk devleti olma niteliğine sahip olmak demek, devleti temsil eden kişilerin ve kurumların hesap verebilir ve denetlenebilir olması demektir. Diğer bir deyişle, idarenin eylem ve işlemlerinden yurttaşların haberinin olması ve bu eylem ve işlemlerin onlar tarafından hukuki bir engelle karşılaşmaksızın yargıya götürülebilmesi demektir. İşte bu noktada hükümet ve emri altındaki idarenin tasarruflarının devlet sırrı kavramı içinde her türlü denetim dışına çıkarılması durumu ortaya çıkabilmekte.

Özgürlüğü tehdit eden maddeler

Başbakan’ın vesayet kurumu olan MGK üzerinden devlet sırrı ve özgürlük tanımı yapması demokratik kültür ve bilinç açısından sorunlu. Hele aksi düşüncede olanları, söyleyecek sözü bulmakta zorlananların en son başvurdukları çare olan vatana hıyanetle suçlaması, kendisini otoriterliğe kayıyor diye eleştirenlere fazlasıyla hak verdiriyor. Acaba Başbakan,Taraf Gazetesi mensuplarına uygulatmak istediği Türk Ceza Kanunu maddelerinin 1930 tarihli İtalyan Ceza Kanunu’ndan eski TCK’ya alınmış ve oradan da yeni kanuna aktarılmış olduğunu biliyor mu?

İlkesiz siyaset ve MGK

1961 Anayasası’yla MGK içinde iktidarı paylaşmaya başlayan askerî bürokrasi, 1982 Anayasası ile MGK’nın karar alabileceği alanın genişletilmesi sonucu Bakanlar Kurulu’nu daha ağırlıklı bir şekilde etkilemeye başlayacaktı. Bu vesayet yaklaşımı, toplumsal barış, huzur ve güvenliğin sivil demokratik sistemin asli organlarınca sağlanamayacağı varsayımına dayanıyordu. 1982 Anayasası’nın 118. maddesinde 2001 yılında yapılan değişiklikle MGK’nın görev alanı şöyle düzenlendi: “Milli Güvenlik Kurulu, Devletin milli güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanmasıyla ilgili alınan tavsiye kararları ve gerekli koordinasyonun sağlanması konusundaki görüşlerini Bakanlar Kuruluna bildirir. Kurulun, Devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususunda alınmasını zorunlu gördüğü tedbirlere ait kararlar Bakanlar Kurulunca değerlendirilir.

İstiklal Marşı Kürtçe okunabilir mi

Hannah Arendt’e göre bir devlet formasyonu olarak ulus-devlet, yapısal bir eğilim sonucu ulusal azınlıkları kendi dışına atar. Arendt, ulus-devletin belirli bir ulusal kimliği ifade ettiğini, uyumlu bir fikir birliğiyle kurulduğunu, devlet ile ulus arasında mütekabiliyet bulunduğunu, bu nedenle de devletin gereklilikleriyle bağdaşmak üzere tekil veya homojen bir niteliğe büründüğünü belirtir. Devlet, meşruiyetini ulustan almakta, “ulusal aidiyet” niteliğini karşılayamayanlar gayrimeşru konuma itilmekteler. Ulusal aidiyet biçimlerinin karmaşıklığı ve çeşitliliği gözönüne alındığında ulus-devlet kendi meşruiyet temelini ulus sözcüğünü üretip yenileyerek pekiştirmekte.