Sivil itaatsizlikle tanışan Türkiye

2013-06-21_121253

Taksim Gezi Parkı’nın yapılaştırılmasına ilişkin olarak, iktidar erkinin projesine ve yaklaşımına karşı, çevre hukukunu savunan ve aynı mekânda gerçekleştirilen eylem, bir hukuk devletinde sivil itaatsizlik olarak nitelenebilir mi? Hukukun nihai hedefi özgürlük içinde hakikate ulaşmak ve adaleti sağlamaktır. Adalet, özgürlük ve hakikat hukukun asli boyutlarıdır. Bu nedenle hukuk yalnız norm realitesine yani yasa koyucunun irade bildirimi olan yasalara indirgenemez. Hukuku savunmak için yasalara karşı mücadele edilebilir. Bunun bir yöntemi de şiddetsizlik yoluyla sivil itaatsizliktir. (civil disobedience). Sivil itaatsizlikte hukukun karşıt açıdan anlamlandırılması vardır.

Sivil itaatsizliğin Antik Çağ’daki örneği, Sophokles’in Antigone’sinde dile gelir. Thebia’nın yeni kralı Kreon, Krallığı paylaşamayıp, savaşarak ölen iki kardeşten biri olan Eteokles’i kahraman ilan ederek törenle gömülmesini, diğer kardeş Polyneikos’un ise ülkesine zarar verdiği için gömülmeyerek cesedinin hayvanlara yem olarak açıkta bırakılmasını emreder. Ayrıca onu gömmeye yeltenecek kişilerin ölümle cezalandırılacağını açıklar. Antigone, bu buyruğa karşı gelerek kardeşini gömer ve eyleminin değişmez evrensel yasalara uygun olduğunu, suç oluşturmadığını savunur. Kreon’un temsil ettiği hukuksuz güce karşı vicdanının tanıdığı bir hukuku öne sürer. Antigone, kralın buyruğunun çiğnenmesini haklı gösteren bir meşruluk gerekçesiyle itaatsizliğe yönelmektedir


Sokrates
, Henry David Thoreau ve Mahathma Gandhi’nin fikir ve eylemlerinden de anladığımız, itaatsizliğin şiddet ve çatışmadan kaçınarak, buyurganı hukuku anlamaya çağırması ve bunu bir iletişim imkânı olarak kullanmasıdır. Sivil itaatsizlik, iktidar erkini dışlamak yerine, onu savunduğu değerler çerçevesinde ikna etmeye yönelik bir çaba olduğundan hukuk devletinde güncel kalmış ve gerekli kabul edilmiştir. Son bir çare ve yöntem olarak (ultima ratio) olarak gerçekleşen ve gelecekte olabilecek olumsuzlukları görüp de sesini duyuramayanların çağrısı (Kassandra çağrısı) olan sivil itaatsizlik, bir hukuk devletinde hak ve özgürlükler bağlamında muhatap alınır.

Her şeyin araçların içinde bulunduğunu, amacın araçlara denk olduğunu belirten Gandhi şöyle demektedir. “Araçlar tohum gibidir, amaç da ağaç gibidir. Amaç ile araçlar arasındaki ilişki, ağaç ile tohum arasındaki ilişki kadar zaruridir. Çünkü kalıcı bir bağın yalandan ya da şiddetten asla kaynaklanamayacağını deneyim bana kanıtlamaktadır. Sonuç olarak şiddetsizlik ya da sevginin gücü yolları temsil eder, hakikat ise amacı.” Gandhi’nin belirttiği gibi vicdanın hüküm vereceği yerde, çoğunluğun yasasının söyleyecek sözü olamaz. Bireyin, yurttaşlık erdemi, itaatkâr olmasında değil, sorumlu olmasındadır.


Taksim Gezi Parkı’nda sivil itaatsizlik eylemini gerçekleştirenler, şiddetsizlik ve iletişim yolunu kullanmışlar, itaatsizliğin çerçevesini somut olarak belirlemişler ve sonuna kadar şiddetin dışında kalmayı başarmışlardır.
Bu kapsamın dışında şiddet kullanarak iktidar devirmeyi amaçladığı düşünülen unsurların eylemi, sivil itaatsizlik kapsamında düşünülemez. Gezi Parkı’ndaki eylem kuşkusuz bir park düzenlemesi meselesinden daha çok, siyasi alanda karşılığını bulamayan bir toplumsal muhalefeti de ima etmektedir. Bu durumda, sözkonusu hareketin süratle siyasi ve toplumsal alanda örgütlenmesi ve taleplerini siyasi alana taşıması gerekmektedir.

Siyasi iktidar, başından sonuna kadar süreci çok kötü yönetmiştir. Başbakan’ın meydanlardaki konuşmalarında, gerçek olan ve olmayan Türkiye ayrımı yapması, semtleri ayrıştırması, bayrağı sembol olarak fetişleştirmesi, milli iradeyi tabanı üzerinden kutsallaştırması, barış sürecine birlikte başladığı muhatabını terörist başı olarak nitelemesi gerilim ve kutuplaşmayı arttırmakta, barış sürecini zora sokmaktadır.

Fransız yargıç Sainati’nin deyişiyle, devleti yönetenler, toplumda tehlike oluşturan insanların bulunduğu, çeşitlilik ve zenginlik oluşturan farklı kesimlerin topluma zarar verecek niyette ve güçte oldukları korkusunu topluma mesaj olarak verdiğinde rejim iç çatışmaların ve faşizmin kıyısında demektir. Yazımı José Bové– Gilles Luneau’dan bir temenni ile bitirmek istiyorum. “Eğer, ‘Öteki’nin özgürlüğü benim özgürlüğümü sonsuzca genişletir’ ilkesini esas alırsak, bu ilke, Öteki’nin asla mutlak bir rakip değil, bir partner olarak görülmesini gerektirir. Bilgelik yolunun başlangıcı. Ve,belki de, toplumun yetişkinlik çağı.”

 http://www.taraf.com.tr/umit-kardas/makale-sivil-itaatsizlikle-tanisan-turkiye.htm

Bir Cevap Yazın