Küresel siyasetin ahlakdışılığı

Demokrasilerini örnek almaya çalıştığımız devletlerde, hukuk neden kendi içinde demokratik, dışarıda ise saldırgan bir model üretiyor? Yapılan araştırmalar tarihsel olarak demokrasiyle yönetilen devletlerin otokrasilerden daha barışçı olmadığını göstermekte. ABD’nin gelişmiş demokrasisiyle küresel düzeyde tahakkümcü bir güç olarak hukuka ve hiçbir demokratik ilkeye uymaması bunun bir örneği. Demokrasinin ve parlamentarizmin beşiği olan İngiltere’nin ABD ile uyumlu politikası, demokratik kriterler oluşturan AB’nin de otokratik dünya sistemi içindeki yetersizliği ve çoğu zaman hukuksuz tahakkümcü güce eklemlenmesi bu görüşü doğruluyor. Rusya ve Çin’in zaten otokratik rejimlerle yönetildiği ortada.

Demokratikleşmemiş bir dünyada bir devletin tamamen demokratik olması mümkün değildir. Nitekim gerek ABD’de gerekse İngiltere’de demokrasi ve insan hakları demokratik olduğu varsayılan devlet tarafından tehdit altına alınmıştır. Bu nedenle küresel düzeyde hukuka ve demokrasiye ulaşılması bir iç politika sorunu olmayıp, devletlerarası ilişkiler alanında da ulaşılmaya çalışılması gereken bir hedeftir. Hukuk, demokrasi ve barış üretmeyip, adaletsizlikleri pekiştirici ve şiddeti kışkırtıcı bir işlev gören Birleşmiş Milletler sistemi çürümüştür. Dünya, hukuka dayalı bir demokrasiye sahip olmazsa, ülkelerdeki demokrasi daima kısıtlı olacaktır. Prof. David Held’in deyişiyle sorulması gereken “Demokratikleşmemiş bir dünyada bir devlet tamamen demokratik olabilir mi” sorusudur. Yani otokratik bir dünya düzeninde kim demokratik bir ülkede, güven içinde yaşadığını söyleyebilir.

Bir işgal gücü ile başka bir işgal gücü arasında el değiştiren Afganistan. Savaşın şiddetine maruz kalmış, evsiz barksız, mayınlara organlarını vermiş insanlar. Hile ve yalanla işgal edilen, ölen binlerce insanı, yok edilen tarihi ile Irak. Defalarca bombalanan Beyrut ve göç eden insanlar. Kamplarda bombalar altında yaşamlarını sürdüren Filistinliler. Şimdi de Mısır’daki darbe ve yapılan katliamlar. Askerî darbeler, özellikle ordusu bir başka devletin imkânlarıyla besleniyorsa dış dinamik elvermeden gerçekleştirilemez. 60 yıldır Mısır’da hukukun ve demokrasinin askıya alındığı sert- otoriter bir rejim yaşanmaktadır. Rejimin liderleri darbe yapmış subaylardır. Rejim siyasi hayatı yok etmiş, bürokrasiyi ve ekonomiyi kendisine eklemleyerek çelikten bir statüko yaratmıştır. Bu statükonun ABD’yi ve İsrail’i rahatlattığı açıktır. Hüsnü Mübarek gitmiş ancak onun sağlamlaştırdığı statüko, zihniyet ve kadrolarıyla geri dönmüştür. ABD, bu darbeden ve onun sonucu olan bu faciadan doğrudan sorumludur. Demokrasiyle yönetilen ABD, AB nasıl oluyor da hukuksuzluğun, şiddetin ve otoriterliğin baş payandası oluyor? Niçin dünya düzeni hukuksuz, adaletsiz ve demokrasiden uzak? Bu soruyu her Amerikalı ve Avrupalı insan vicdanlara yükler bindiren bu sistemden sormalı.

Ulus-devletin kendi sınırları içinde güvenlik ararken dışarıda çıkar ve siyasi güç peşinde koşması, yine kendi yurttaşı saydıkları için demokrasi ve insan haklarını öngörürken dışarıdan gelen göçmen yurttaşları için bunları inkâr etmesi, bunun dışında mülteciler meselesi küresel düzeyde bir demokrasi düşüncesini önemli kılmaktadır.

Daniel Archibugi, “küresel kozmopolit demokrasi”den, Richard Falk, olgunlaşmakta olan küresel sivil toplum”dan söz etmektedir. Kadim yüksek insani değerlerin hâkim olduğu bir dünya sistemi yaratabilecek miyiz?

 

http://www.taraf.com.tr/umit-kardas/makale-kuresel-siyasetin-ahlakdisiligi.htm

Bir Cevap Yazın