Özgürlüğü tehdit eden maddeler

Başbakan’ın vesayet kurumu olan MGK üzerinden devlet sırrı ve özgürlük tanımı yapması demokratik kültür ve bilinç açısından sorunlu. Hele aksi düşüncede olanları, söyleyecek sözü bulmakta zorlananların en son başvurdukları çare olan vatana hıyanetle suçlaması, kendisini otoriterliğe kayıyor diye eleştirenlere fazlasıyla hak verdiriyor. Acaba Başbakan,Taraf Gazetesi mensuplarına uygulatmak istediği Türk Ceza Kanunu maddelerinin 1930 tarihli İtalyan Ceza Kanunu’ndan eski TCK’ya alınmış ve oradan da yeni kanuna aktarılmış olduğunu biliyor mu?

Enrico Ferri, İtalya’da pozitivist bir yapıdan faşist bir yapıya geçişi nasıl kolay görmüşse, Türk hukukçuları da kendi entelektüel söylemlerinde “sosyal bünye”nin yerine “devlet”i yerleştirme konusunda zorlanmamışlardı. Suçun ahlaki bir kategori olmaktan çok siyasi bir kategori hâline gelmesiyle, artık hukuki korumaya en muhtaç olan soyut kavram “birey” ya da “toplum” değil “devlet”ti. Ceza hukukunun amacı suçu tanımlamak değildi. Aksine sosyal bünyeyi evrimsel olarak geri kalmış parazitlerden korumaktı. (Ruth A. Miller,Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Günah ve Suç ) Bu sürecin sonucu Türkiye Cumhuriyeti’nin faşist İtalyan Ceza Kanunu’ndaki düzenlemeleri benimsemesi olacaktır.

Evet, şimdi gelelim Başbakan’ın kullanmak istediği maddelere. Genellikle 1936’lı yıllardan sonra ceza hukuku doktrini ve uygulaması, İtalyan Rocco Kanunu’nun etkisi altında kalmış, bu kanun esas alınarak TCK birçok kez değiştirilmiştir. 5237 sayılı TCK, Devlet sırrını, İkinci kitap, “Millete ve Devlete karşı suçlar” başlığı altında Dördüncü kısmının Yedinci bölümünde “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” adıyla 326 ile 338. maddeler arasında düzenlemiştir.

Başbakanlık, MGK ve MİT’in birlikte yaptıkları suç duyurusunda TCK 327, 328, 329 ve 336. maddelerin ihlal edildiği öne sürülmüştür. 327, 328 ve 329. maddelerdeki ortak unsur, “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgiler”dir. 327. Madde’de bilgilerin (devlet sırrının) temini, 328. Madde’de bilgilerin siyasi ve askerî casusluk maksadıyla temini, 329. Madde’de bilgilerin açıklanması suç olarak düzenlenmiştir. 336. Madde’de ise yetkili makamlarca açıklanması yasaklanan bilgilerin açıklanması suç kabul edilmiştir.

Bu dört maddenin de gerekçesinde ortak olan husus şudur. “Ancak suç olgusuna ilişkin bilgi ve belgeler, bir hukuk toplumunda hiçbir surette devlet sırrı olarak koruma altına alınamaz.” MGK’da alınan karar ve yapılan uygulamaların suç oluşturduğu açıktır. Ancak,maddelerdeki “iç siyasal yararlar ” kavramı MGK ve MGK Genel Sekreterliği Kanunu’ndaki mili güvenlik kavramı kapsamı içinde yer alan “iç tehdit” kavramıyla örtüşmektedir. Böylece MGK, milli güvenlik kapsamı içinde iç tehdide yönelik hukuka aykırı kararlar alabilme imkânına sahip olmakta, bu kararların medya tarafından açıklanması ise ceza tehdidi altında tutulmaktadır.

Sözkonusu maddelerin ifade ve basın özgürlüğünü tehdit ettiği açıktır. TCK ve CMK’daki düzenlemeler ve devlet sırrının kapsamını, süresini belirleyecek ve denetleyecek düzenlemenin bulunmayışı iktidara ve idareye hukuka aykırı karar ve uygulamalarını denetimden kaçırma ve gizlilik alanını genişletme imkânı vermektedir. Oysa ihtiyaç duyulan şey kurumların şeffaf, hesap verebilir ve denetime tabi olmasıdır.

Siyaset ve medya eğer demokrasi, hak ve özgürlükler ve hukuk devleti konularında samimi ise bugünden itibaren vesayet kurumlarının başında gelen MGK’yı ve TCK’nın özgürlükleri tehdit altında tutan maddelerini tartışır.

Gücün ve çıkarların yanında değil ilke ve değerlerin yanında olduğunuzu gösterin.

Bir Cevap Yazın