Askerlikte hak ihlalleri (2)

Türkiye, Mısır ve İran gibi ordu mevcudunun yarıdan çoğunu, zorunlu askerlik yoluyla hizmete aldığı askerlerden oluşturmakta. Yükümlülük gereği askerlik yapanların önemli bir kısmı kırsal kesimden gelmekte, meslek sahibi olmamakta hatta dil sorunları bulunmakta. Ordu içindeki hiyerarşik yapının disiplin anlayışı, kültürel kodlar ve ideolojik tekçi zihniyet askerlik yükümlülüğünü yerine getiren gençlerin ezilmesine, aşağılanmasına neden olmakta. Disiplin anlayışı, 19. yüzyılın katı ve kimliği yok edici disiplin anlayışında takılı kalmıştır. Askerî mevzuat hukuki güvence sağlamaktan, astın hukukunu korumaktan uzaktır. 6413 sayılı ve 31.01.2013 tarihli TSK Disiplin Kanunu ile ‘Disko’ olarak tabir edilen hücre hapsinin disiplin cezası olmaktan çıkarılması olumlu bir gelişme olmakla birlikte yeterli değildir.

Hak arayamama ve baskı altında kalmanın yarattığı sıkışmışlık duygusunun özellikle psikolojik rahatsızlık yaşayan askerlerde intihar ve çevresindekilere zarar verme eğilimini güçlendirdiği bir gerçek. Askere alma sistemi, sağlıklı olan herkesi askere alma şeklinde uygulanmasına rağmen, askere alınan sivillerin sağlık muayenesi yüzeysel olarak yapılmakta, özellikle ruhsal rahatsızlığı olan sivillerin şikâyetleri ciddiye alınmamaktadır. Kısa bir eğitimden geçen yükümlüler, verimli ve yararlı olamamakta, hizmet üretmeyen tüketiciler durumuna düşmekte.

Daha önce belirttiğimiz gibi dünyadaki gelişme zorunlu askerliğin kaldırılması ve profesyonel orduya geçme yönündedir. Az sayıda profesyonel askerden oluşan orduların teknolojik gücü ve hareket kabiliyeti artırılmakta, katı disiplin anlayışından teknolojik disipline geçilmekte. Türkiye’de askerî yargının alanının genişliği, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi gibi yargılama birliği ve tabii hâkim ilkelerine aykırı yüksek mahkemelerin varlığı hak ihlallerinin gerçek anlamda soruşturulmasını engellemektedir. Ayrıca Genelkurmay Başkanlığı’nın özerk yapısı, ordunun şeffaf ve denetlenebilir olmaması, askerî ombudsmanlık kurumunun bulunmayışı hak ihlallerinin açığa çıkmasını ve sorumlularının yargılanmasını engellemekte, kamuoyunca denetlenerek caydırılmasına imkân vermemektedir.

Bunların dışında, asker intiharlarında Türkiye’de vicdani ret hakkının tanınmamış olması da önemli bir faktör. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi bu hakkı tanımayan Türkiye’yi defalarca uyardı, AİHM de mahkûm etti. Askerliği kişiliğine, vicdani kanaatine, inancına veya siyasi/felsefi görüşüne uygun bulmayan gençlerin askerî ortamda bunalıma girmeleri mümkündür. İntihar olaylarının çoğunluğunda bu etkeni gözden uzak tutmamak gerekir. Vicdani ret hakkının bir an önce tanınması hayati önemdedir.

Ordu, tarihsel olarak ama özellikle çok partili hayata geçildiğinden bu yana demokratik siyasi hayatı ve toplumu kendi istek ve ideolojisi doğrultusunda yapılandırma, değiştirme ya da koruma yetkisini kendinde görmüş ve askerî okullardaki (askerî lise, harp okulu, harp akademileri) eğitim program ve müfredatını da buna göre düzenlemiştir. 1940’lı yıllardan bu yana sürekli cuntalar, darbeler, darbe girişimleri üreten bir kurumun yapısal bir sorun içinde olduğu açık. Ülke siyasetine elindeki şiddet araçlarıyla müdahale etme kültürüne sahip bir kurumda askerlerin hak ihlalleriyle karşılaşması olağan bir durum. O hâlde kurumun eğitim programının demokrat, hukuka, hak ve özgürlüklere saygılı ve sivil siyasi otoriteye tabi olduğunun bilincinde olan demokratik bir eğitim ve terbiye almış subay yetiştirecek tarzda yeniden düzenlenmesi bir zorunluluktur.

Ordunun parlamenter gözetim ve denetiminin esasları anayasada ve kanunlarda belirtilmeli, kurumun denetlenebilir ve hesap verebilir olması sağlanmalı, ombudsmanlık kurumu etkin şekilde düzenlenmelidir.

Bir Cevap Yazın