İslam Devleti

Ufuk Yayınları başarılı seçimlerle önemli kitapları tercüme ederek tartışma alanına sokuyor. “İslam Devleti” bu yıl içinde yayımlanan kitaplardan. Kitabın yazarı İbranice, Arapça, İngilizce ve Fransızca bilen Noah Feldman, halen Harvard Üniversitesi’nde Uluslararası Hukuk profesörü. Esquire dergisi onu 21. yüzyılın en etkili 75 ismi, New York Magazine ise fikrî etkisi en güçlü üç ismi arasında göstermiş.

Feldman’ın tespitlerinden birini, şeriata olan talebin, anayasal demokrasi vasıtasıyla hukukun üstünlüğünün sağlanmasına yönelik bir talep olduğu iddiası oluşturuyor. Tunus ve Mısır’da İslamcı demokratların programları buna örnek veriliyor. İkinci tespit Arapça konuşan dünyadaki diktatörlüklerin karakteristik özelliğinin erkler arası dengesizlik olduğuna ilişkin. Üçüncü tespit ise İslamcı demokratların kurumsal bağlamda karşılaşacakları zorluklarla ilgili. Mesela Tunus ve Mısır’da anayasal reformlar açısından şeriatın hem demokratikleştirilmesi hem de anayasallaştırılması ile ilgili sorunların varlığı.

Osmanlı’da farklı saiklerle 1839-1876 arası Tanzimat olarak nitelenen bir dizi ıslahat gerçekleştirildi. Bu reformlar öngörülmemiş sonuçlara yol açtı. Feldman’a göre bu sonuçlardan birincisi, şeriatın muhtevasının kanunlara indirgenmesi, ikincisi ise daha önceleri bilinmeyen kurumsal yapıların inşasıydı. Feldman, bu anayasal ve yasal reformların ilmiye sınıfının ortadan kalkmasına yol açtığını ve artık bir zamanlar ulemanın yöneticiye karşı oluşturduğu dengenin kaybolduğunu ileri sürmektedir. Ulemanın bir sınıf olarak ortadan kalkışı köklü bir değişikliğe yol açarken, laik yönetim mümkün hâle geldi. Ancak bunun sonucu yöneticinin yetkilerini dizginleyici yegâne unsur ortadan kalkarken Feldman’ın tespitiyle diktatörlüğün ve mutlakıyetin yolu açılmış oldu. Böylece çok geçmeden de İslam dünyasının büyük bölümü mutlakıyetçi yönetimlerle kuşatıldı.

Kanunlaştırılmamış bir yasal doktrinler, ilkeler, değerler ve görüşler külliyatı olan şeriatı yorumlamak ve gereklerini belirlemek ilmiye sınıfının tasarrufundaydı. Şeriatın muhtevasını ulemanın ilmi müktesebatı ile muhakeme ve yorum teknikleri belirliyordu. Feldman’a göre kanunlaştırma faaliyetiyle ulemanın yerine bu kurallar dizisi ikame edilmiş oluyordu.

1876 Anayasası, Batı’dan ilham alan ve padişahı en yüksek otorite olarak sunan modern bir anayasaydı ve Allah’ın padişahtan üstün bir otorite olduğundan söz etmiyordu. Böylece ulemanın şeriatı korumakla görevli temsilcileri olarak değerlendirilmesine dayanan 1000 yıllık gelenekten uzaklaşılıyordu. Feldman bu gelişmeyi İslam devletinin sonunun başlangıcı olarak niteliyor.

Feldman, klasik İslami anayasacılığın, hukukun muhtevasını yorumlayıp belirleyen ulema ile onu uygulayan ve siyasi otoriteyi oluşturan yönetici arasında bir güç dengesi kurduğu için başarılı olduğunu, bu denge kaybolunca sistemin yeni bir denge kuramadığını belirterek, İslam devletlerinin başarıl%C