Devleti yeniden tanımlamak

Toplum, çeşitli şekillerde ortaya çıkan toplumsal çatışma alanlarındaki sorunları, uzlaşma kültürü ile ve siyasi yöntemleri kullanarak çözmede başarı ve beceri gösterdiği durumlarda merkez- çevre ilişkisi demokratik bir çerçeveye oturabilir ve demokratik- devlet, daha çok toplum ve birey- yurttaş ortaya çıkabilir. Sorunların toplum tarafından çözülemediği ve uzlaşmaya varılamadığı durumlarda ise toplumun karşısında egemen, baskıcı, topluma ve siyasi kurumlara karşı özerk bir devlet vardır.

Devlet, yüklendiği işlevler nedeniyle varlığını sürdürse de, toplumun tahakkümcü hiyerarşik yapılardan kurtarılması ve devletçi önlem ve kanunların elden geçirilmesi gerekmekte.. Özgürlükçü bir yaklaşımla şeffaf yönetimler ve kurumlar oluşturulması ve devletin, birey- yurttaş karşısında güvenceye alınmasının aksine onun devletin müdahalesine karşı güvenceye kavuşturulması gerekir.

Devleti arındırmanın başka bir boyutu da belli inanç, düşünce ve ideolojileri yerleştirme yönündeki zihinsel yönlendiriciliğinden, baskısından ve toplum mühendisliğinden vazgeçirilmesidir. Devletin işlevlerinin yeniden tartışılarak, şiddete başvurmadan “devlet şiddetten ne ölçüde arındırılabilir sorusuna cevap ararken, devletçi anlayışa dayalı tahakküm yapılarının yıkılmasını öngören bir özgürlükçü talep gerekir. Bunun için de her alanı devletleştirmeye çalışan merkeziyetçi yaklaşımlara karşı çıkmak zorunluluğu bulunmakta. Merkezîleştirme eğilimleri egemenliğin otoriter- devlet elinde toplanmasına neden olmakta, toplumlar militaristleştirilir ve silahlandırılırken otoriter yapıların güçlendirilmesine yönelik teknolojiler geliştirilmektedir. Milliyetçi duygular kışkırtılarak aslında yabancılaştırıcı bir etki yaratan merkeziyetçilik korunmakta, bölgesel kültür farklılıklarının üstü örtülerek etnik ve dinî azınlıklar üzerinde baskı yaratılmakta.

Bu nedenlerle gerek özyönetim ve gerekse toplumun kendi kendini belirleme olanaklarının genişletilmesi yoluyla merkeziyetçi yapıların geriletilmesi zorunlu. Türkiye açısından ise gelinen nokta yaşamsal önemde. Devletin toplumsallaştırılmasıyla gelinecek nokta halkın egemenliği olmayıp, bireyin kendi kendini belirlemesi ve toplumsal işbirliğine dayalı kendi kendini yönetmesi olacak, böylece demokrasi özgürleştirici bir içerik kazanacaktır.

Radikal bir devlet eleştirisinin yokluğu, ademimerkeziyetçi bir özyönetim anlayışının olmayışı, uzlaşmaya açık bir merkeze ve kendi kendini örgütleyip düzenleme temeli üzerinde kurulu, işbirliğine yer veren bir topluma ilişkin tasavvurun bulunmayışı ve devlet eleştirisinin yanı sıra ekonomik ve sosyal alanı da kapsayan tahakküm sorunlarını eleştiren bir yaklaşımın düşünülmemesi solun eksiklikleri olarak ortaya çıkmaktadır. Kendini sol olarak tanımlamasına rağmen, statükoyu muhafaza etme misyonu üstlenmiş olan ve Batıcı-laik bürokratik kesimi otoriter, merkeziyetçi ve devletçi bir gelenek olarak temsil eden CHP hem demokrasinin hem değişimin önünü tıkamakta.

Bu nedenle solun otorite ve şiddet karşıtı, özyönetimci, özgürlüklerden yana, daha az devlet- daha çok toplumu ve bireyi gerçekleştirme konusundaki toplumsal tasavvuru projelendiren ve her alandaki tahakkümcü yapıları geriletecek öneriler getiren bir temelde yeniden yapılanması zorunlu hâle gelmiştir.

Devleti bu anlamda yeniden kim tanımlayacak? Soru budur.

 

Bir Cevap Yazın