Ordu demokratikleşti mi

Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’in son açıklaması üzerine yapılan yorumlar ne dereceye kadar doğru. Evet, açıklama önemli bir anlayış değişikliğini işaret ediyor. Ergenekon ve Balyoz davaları üzerinden yapılan kışkırtmalara karşı kamu görevlisi olduğu vurgusunu yaparken üst bir askerî bürokrat olarak sivil siyasi otoritenin emrinde olduğunu da ima etmekte. Kuşkusuz demokratik bir tavır ama dönemsel ve kişisel bir tavır olarak algılamak daha doğru. Çünkü İlker Başbuğ’dan hemen sonra Silahlı Kuvvetler’in kurum olarak demokratik hâle geldiğini, demokratik eğitim ve kültür verdiğini, Genelkurmay Başkanlığı’nın kanundan doğan özerkliğinin önlendiğini, kurum ve general imtiyazlarının kaldırıldığını, kurumun şeffaf ve hesap verebilir hâle getirildiğini ve parlamenter denetime tabi tutulduğunu, askerin OYAK üzerinden ekonomik faaliyette bulunmasının önlendiğini, silah üretim ve alım mekanizmalarının denetlenebildiğini hülasa SK’nın demokratikleştirilebildiğini söyleyebilir miyiz? Bütün bu belirtilenler güvenlik sektöründe yer alan tüm kurumlar için geçerli. İktidarın ordu, polis, jandarma, MİT gibi kurumları demokratikleştirme gibi bir niyeti ve politikası yok.

1949 yılında çıkarılan 5398 sayılı kanunla Genelkurmay Başkanlığı MSB’ye bağlanmış, barışta ve savaşta ordunun hazırlanması ve idaresi görevi MSB’ye verilmiş, Genelkurmay başkanının da MSB’nin teklifiyle bakanlar kurulunca atanması öngörülmüştü.. Bu düzenleme, DP döneminde ordu içinde rahatsızlıklar yaratmasına rağmen 27 Mayıs 1960’a kadar uygulanmış, 1961 Anayasası ile buna son verilmiştir. 61 Anayasası’nın 110. maddesiyle (82 Anayasası’nda karşılığı 117. md.) barış ve savaş ayırımı yapılmaksızın Genelkurmay başkanı, SK’nın komutanı kabul edilmiş, görev ve yetkilerinden dolayı başbakana karşı sorumlu kılınmıştır. Aynı maddeyle ayrıca atanma usulü de değiştirilerek Genelkurmay başkanının bakanlar kurulunun teklifi üzerine cumhurbaşkanınca atanması öngörülmüştür. Bu düzenleme karşısında 5398 sayılı MSB’nin Kuruluş ve Görevlerine Dair Kanun uygulanabilir olmaktan çıkmış, 1966 yılında ise Anayasa Mahkemesi bu kanunun birinci, ikinci ve üçüncü maddelerini Anayasa’nın 110. maddesine aykırı bularak iptal etmiştir. Bu konuda yaşanan boşluk, 1970 yılında çıkarılan 1324 ve 1325 sayılı kanunlarla doldurulmuştur.

1324 sayılı Genelkurmay Başkanının Görev ve Yetkilerine Ait Kanun’la tanınan yetkilerle Genelkurmay başkanı kurum üzerinden özerklik kazanmıştır. Bu kanunla verilen yetkilerle Genelkurmay başkanı savunma politikalarını belirlemede, askerî bütçe hazırlamada, istihbarat toplamada, iç güvenlikte ve terfilerde bağımsız ve özerk davranma durumuna kavuşmuştur. Ayrıca Genelkurmay başkanına devletin diğer kurumlarıyla doğrudan yazışma yetkisi de verilmiştir. 1325 sayılı MSB Görev ve Teşkilatı Hakkında Kanun’la da yukarı da sözünü ettiğimiz yetkiler MSB’den alınıp Genelkurmay başkanına verilmiş, MSB sadece asker alma ve lojistik destek sağlama ile görevlendirilerek içi boşaltılmıştır. Zaten bu kanunun ismindeki yetki kelimesi kaldırılmış böylece MSB göstermelik bir siyasi organ hâline getirilmiştir. Bunun 43 yıllık bir düzenleme ve uygulama olduğu unutulmamalı.
SK’nın dış güvenlik açısından caydırıcılığının sağlanması için mevcudunun azaltılarak süratle profesyonelleştirilmesi, teknoloji ve hareket kabiliyeti yüksek bir duruma getirilmesi, demokratikleştirilmesi için de, Genelkurmay Başkanlığı’nın özerkliğinin kaldırılarak yetkilerinin MSB’ye aktarılması ve bu bakanlığa bağlanması, ordunun hükümet üzerinden parlamentoca denetlenmesinin sağlanarak şeffaf ve hesap verebilir duruma getirilmesi, general sayısının indirilerek OYAK dâhil tüm imtiyazların ve askerî yargının ceza yargısı ve idari yargı alanlarındaki yapılanmalarının kaldırılması, eğitim sisteminin demokratikleştirilmesi, gerekmekte..

 

Bir Cevap Yazın