Demokratikleşme sürecinde ordu

Narcis Serra, Franco rejiminin ardından İspanya’nın demokrasiye geçiş sürecinde 1982’den itibaren 8 yıl İspanya savunma bakanı olarak görev yaptı.

Özellikle asker-sivil ilişkileri konusunda yürütülen reformlarda büyük rol oynayan Serra, İspanya’da demokrasinin güçlenmesine önemli katkılarda bulundu. Serra’nın silahlı kuvvetlerin demokratik reformu üzerine düşüncelerini anlattığı kitap İletişim Yayınları’ndan çıktı. “Demokratikleşme Sürecinde Ordu” üst başlıklı kitapta Serra, sivil-asker ilişkilerini İspanya deneyimi üzerinden anlatırken, mevcut literatüre referanslar veriyor. Analizler yaparken Doğu Avrupa ve Latin Amerika’daki demokrasiye geçiş örneklerine, Clinton yönetimiyle ordu arasında yaşanan sürtüşmelere de ilgi gösteriyor. 287 sayfalık kitaptan asker-sivil ilişkilerindeki reform önceliği ve ihtiyacının, demokrasiye geçiş ve demokrasiyi sağlamlaştırma aşamaları bakımından ne kadar hayati olduğunu anlıyoruz.

Serra, bu dönem için önemli bir saptama yapmaktadır: Her durumda, farklı gerçekliklerin gelişim şekli, hem “teleolojiye” hem de tarihsel determinizme son vermiştir derken, ordunun yönetimden çekildiği Latin Amerika’da benzer noktadaki birçok ülkenin farklı evrilerek gerçek bir demokrasiye geçişi gerçekleştiremediklerini örnek olarak vermektedir. İspanya’nın geçiş dönemi Başbakanı Adolfo Suarez bu tespiti şöyle doğrulamaktadır: “Gelecek, önceden kararlaştırılmak bir yana, her zaman ucu açık ve istikrarsız bir özgürlük alanıdır. Yaptığımız analizlerle, içinde yaşadığımız toplumdaki yapısal koşullardan ve faal güçlerden doğacak olası sonuçları görebilsek bile, bu güçlere tarihin başoyuncusu olan insanın özgür iradesi de hayati bir güdü olarak dâhil olmaktadır.”

Geçiş sürecinin en önemli misyonu, ordunun siyasi işlerin dışında tutulması ile sivil hükümetin askeri ve savunma meselelerindeki yetkilerinin kabul edilmesinin sağlanmasıdır. Serra, “geçiş safhası”nı demokratik yollardan seçilen sivillerin askerlerin siyaset sürecine müdahalesini, yürütmeye katılımlarının sona erdirilmesi ya da seçilmişlerin faaliyetlerini veto etme, baskı altına alma yönündeki tüm etkilerinin ortadan kaldırılmasıyla önledikleri bir süreç; “demokrasinin sağlamlaştırılması” aşamasını ise seçilmiş sivillerin, askeri ve savunma politikaları oluşturabildiği, bunların uygulanmalarını sağladığı ve silahlı kuvvetlerin faaliyetlerini yönettiği bir aşama olarak tanımlamaktadır: Yani, ordunun iktidar/güç pozisyonlarından çekilmesi (extrication). Demokrasinin sağlamlaştırılması aşamasına girebilmek için savunma ve askerî politikaların seçilmişler tarafından geliştirilip uygulanmasının zorunluluğu anlaşılmaktadır. Demokrasiye geçiş ve onu sağlamlaştırma aşamalarında ortaya çıkan diğer önemli misyona değinilirken, her iki aşamayı da tanımlayan bir özellik olarak ordunun ayrıcalıklarının azaltılması ve orduyu sivil otoriteye bağlı olmaya, demokratik prosedürlere uyum sağlamaya özendiren, başta anayasa olmak üzere yasal reformların da altı çizilmektedir. Asker-sivil ilişkilerini tanımlayan en önemli husus demokratik sivil denetim olmaktadır. Seçilmiş hükümetlerin parlamentolar aracılığıyla bu denetimi sağlaması önemli bir aşama. Bunun için hükümetlerin askeri politikalar belirlemesi ve uygulaması gerekiyor. Aksi halde etkinlik ve verimlilik denetlemesi yapmak imkânsız hale geliyor. Serra, burada kanımca önemli, şu saptamayı yapıyor: “Gerçek şu ki, mevcut koşullarda askeri etkinlik ve verimlilik askeri otonomi (özerklik) meselesiyle bağlantılıdır. Mevcut bağlamda, örgütsel ve bütçeye ilişkin otonomiye sahip bir ordunun verimli olması mümkün değildir.”

DEMOKRASİYE GEÇİŞ YETMEZ

Serra’nın kitabını bir makalede özetlemek mümkün değil; ancak vardığı önemli sonuçlara kısa başlıklarla değinmekte yarar var:

1. Genel demokratikleşme sürecinde ilerleme kaydedilmezse; silahlı kuvvetler demokratikleştirilemez. Ordunun denetimi, sadece serbest seçimlerin varlığından daha büyük kurumsal içerik gerektirir.

2. Siyasi partiler arasında, kendi duruşları için silahlı kuvvetlerin desteğini aramayacaklarına dair anlaşmak da reformların başlaması için önkoşuldur, zira yaranmaya çalışılan bir orduda reform zordur. Eğer reformlar iddialıysa, seçim sandığında büyük çoğunluk yakalamak çok yardımcı olur.

3. Ordu, olası askerî darbeler açısından artık bir tehdit oluşturmadığı zaman sağlamlaştırmanın sonuna gelindiği sonucuna varamayız. Silahlı kuvvetleri demokratik sisteme uygun hale getirmek, hükümetin güvenlik politikasını ve askerî politikayı belirlemesi ve uygulaması ve aynı zamanda silahlı kuvvetleri devlet idaresine, devletin diğer kuvvetleriyle diyaloğa giren bir kurum olarak değil, onun bir parçasıymışçasına entegre etmek demektir.

4. İspanya’daki deneyimler reformların ekonomik denetim alanında başlaması gerektiğini gösterir, böylece silahlı kuvvetlere ve faaliyetlerinin planlanmasına bir ölçüde ekonomik düzen getirilmesine yardımcı olunur. Bu konuda siviller daha uzmandır.

5. Sivil denetimin hayati önem taşıyan temel aracı savunma bakanlığıdır. Bu öylesine doğrudur ki, belirli bir ülkenin silahlı kuvvetleri üzerindeki denetimini ölçmenin en iyi yolu, Savunma Bakanlığı’nın geliştiği ve aldığı dereceyi hesaplamaktır.

6. Askerî yargı sisteminin reformu, silahlı kuvvetlerin yapılarının ve niteliklerinin demokratik bir yapıya adapte edilmesiyle ilgili tüm süreçteki en hassas konulardan biridir. Askerî yargı sistemi, içerideki güç kullanımına karşı dokunulmazlık ya da bir ölçüde koruma sağlaması için genellikle muhafaza edilmeye çalışılır. Tek bir üniter yargı, demokrasi yaşayacaksa kaçınılmaz olarak düşünülebilecek, derin kökleri olan bir kavramdır. Bu açıdan, askerî yargının reformu projesi, sadece ordunun kendisine sağladığı dokunulmazlığa bir son vermek ya da önceki suçları cezalandırmak için gerçekleştirilmemektedir. Hepsinin ötesinde, belirli bir ülkedeki yargı sistemini ve demokrasiyi güçlendirmek için gerçekleştirilmektedir.”

7. Sivil denetim, hükümet ve silahlı kuvvetlerle sınırlı olan bir konu değildir. Toplum da işin içindedir. Sivil-asker ilişkilerinin demokratik normalleşmesi üç tarafta da anlaşma gerektirir. Her bir temsilcinin diğer iki temsilciyle rahat ilişkilerinin olduğu ve gelecek konusunda yeterli bir güven düzeyini paylaştıkları bir anlaşma.

8. Bu değişiklikleri hayata geçirme aşamasında, hükümet ve parlamento, güvenlik sorunlarına ve askerî sorunlara ilgi göstermeli ve bu alanlarda bilgi edinmelidirler. Serra’nın yaptığı analiz ve tespitler karşısında Türkiye’nin henüz geçiş aşamasının başlangıç noktasında durduğu, İspanya’nın 25 yıl önce vardığı noktaya yaklaşması için önünde uzun ince bir yol bulunduğu anlaşılmaktadır. Türkiye’de bir kesim ordunun artık darbe yapamayacağı rahatlığı içine girmiştir. Oysa Serra’nın yazdıklarının doğruladığı gibi otonomisi devam eden bir ordunun iç ve dış dinamikler elverdiği durumlarda darbe teşebbüsünde bulunması mümkündür. Ancak darbe ihtimalinden daha önemlisi, ordunun reform uygulamasıyla demokratik sisteme entegre edilmesi ve demokratik sivil siyasetin emrinde ve denetiminde olmasıdır. Ancak bu durumda demokrasi sağlamlaştırılmış ve darbe ihtimali azalmış olur.

Peki, Türkiye’de genel tablo nedir?

1- Ordu tarihsel olarak ama özellikle çok partili hayata geçildiğinden bu yana demokratik siyasi hayatı ve toplumu tekçi ideoloji doğrultusunda yapılandırma ve koruma yetkisini kendinde görmüş ve askerî okullardaki (askerî lise, harp okulu, harp akademileri) eğitim program ve müfredatını da buna göre düzenlemiştir. 1940’lı yıllardan bu yana sürekli cuntalar, darbeler, darbe girişimleri üreten bir kurumun yapısal bir sorun içinde olduğu açıktır. Genç subaylardaki cuntalaşma eğiliminin hiç değişmemesi, bu tecrübelerden geçip yüksek rütbe ve görevlere gelenlerin de bizzat darbeleri gerçekleştirmeleri veya darbe girişiminde bulunmaları bunun kanıtıdır.

2- 31.7.1970 tarihli 1324 ve 1325 sayılı kanunlarla, Genelkurmay başkanına savunma politikasının belirlenmesi, askerî bütçe hazırlama, istihbarat toplama, iç güvenlik ve terfi konularında otonomi sağlanmıştır. Milli Savunma Bakanlığı ise sadece lojistik destek için kaynak sağlamakla görevlendirilmiştir. MSB’de bürokrasi askerlerden oluşmaktadır.

3- Askerî mahkemeler, disiplin mahkemeleri, Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesi anayasal organlar olarak düzenlenmiştir. Bu durum üniter yargının gerçekleşmesini dolayısıyla demokrasiye geçişi engellemektedir. Milli Güvenlik Kurulu ise generallerin sivillere siyasi telkinde bulundukları bir zemin oluşturmaktadır. Genelkurmay başkanı, başbakan ile mutat olarak görüştüğü gibi istediği zamanlarda derhal görüşebilmekte böylece otonomisini siyaset, yargı ve toplum üzerinde görünür kılmaktadır.

4- Zorunlu askerlik üzerine kurulu ordunun profesyonel kadrosu subay ve astsubaylardan oluşmakta ancak bu kadro içinden bir grup kurmay subay general kadrolarına ulaşmak için mücadele etmekte, yukarıya doğru artan imtiyazlar emeklilikte de devam etmektedir. Ödeneklerin yerinde ve verimli kullanılıp kullanılmadığı, silah alımlarının uygunluğu denetlenememektedir. Kantin harcamaları, Savunma Sanayii Destekleme Fonu denetlenememekte, ordu OYAK üzerinden ekonomik bir güç elde ederek siyasi bir güce dönüşmektedir.

Türkiye bu haliyle Ortadoğu ülkelerinin bir adım önünde demokrasiye geçiş döneminin ilk basamağında durmakta, geriye baktığında haline şükretmekte, ileriye baktığında ise yapması gerekenlerden ürkmektedir. Serra’nın yaşadıkları ve yazdıkları karşısında Türkiye toplumunun, siyasetinin ve aydınlarının neyi talep etmeleri gerektiği açık değil mi?

Bir Cevap Yazın