Geçici 15. maddenin analizi

Darbe yapanlara ve darbe dönemi görevlilerine ilişkin düzenlemeler: Demokrasiye geçildikten 10 yıl sonra anayasal düzeni ortadan kaldırarak suç işleyen darbe eylemcilerine ve onların emriyle toplanmış kurullardaki kişilere ve bu kurulların kararlarını uygulayanlara ilişkin ilk düzenlemeyi 1961 Anayasası’nın geçici 4.maddesinin 2.fıkrasında görüyoruz.

Bu fıkrayla “27 Mayıs 1960 tarihinden itibaren Kurucu Meclisin toplandığı 6 Ocak 1961 tarihine kadar yasama yetkisini ve yürütme görevini Türk Milleti adına kullanmış bulunan Milli Birlik Komitesinin ve Devrim Hükümetlerinin karar ve tasarruflarından ve bunların, idarece veya yetkili kılınan organ ve mercilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar, tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar hakkında cezaî veya malî veya hukukî sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz.” düzenlemesi getirilmiştir.Ayrıca 70. maddeyle Milli Birlik Komitesi başkan ve üyeleri yaş kaydı gözetilmeksizin Cumhuriyet Senatosu’nun tabii üyesi yapılarak 79. maddedeki dokunulmazlık zırhına sokulmuştur.İlk seçimlerin yapıldığı15 Ekim 1961 tarihinden ikinci darbe eyleminin yapıldığı 12 Eylül 1980 tarihine kadar geçici 4. maddeyi kaldırmaya ve tabii senatörleri Meclis kararıyla yargı önüne çıkarmaya siyasi kadrolar cesaret edememiştir.Bunun sonucu olarak 20 yıl sonra aynı eylem bir kez daha tekrarlanmış,darbeyi yapanlar bu defa 1982 Anayasası’nın geçici 15. maddesiyle benzer bir düzenlemeyi aşağıdaki şekilde yapmışlardır. “12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk milleti adına kullanan, 2356 sayılı Kanunla kurulu Millî Güvenlik Konseyinin, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezaî, malî veya hukukî sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz.

Bu karar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ, merci ve görevlilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar, tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.” Benzer düzenlemenin darbe yapanları hukuk kalkanı altında tuttuğu tecrübesinden yararlanan ve bunu hukukçu fetvasıyla pekiştiren darbeci kadrolar uygulamalarına çok rahat devam edebilmişlerdir.Dikkat edilirse her iki maddenin içeriği aynıdır.Yalnız 1960 darbesini yapanlar daha insaflıdır.Hukuk dışı uygulamalarıyla ilgili süreyi 27 Mayıs 1960 ile Kurucu Meclisin toplandığı 6 Ocak 1961 tarihleri arasındaki süreyle yani 7 ay 11 gün ile sınırlı tutmuşlardır.Oysa 12 Eylül askeri darbesini yapanlar ise 12 Eylül 1980 ile 23 Kasım 1983 ( ilk genel seçimler sonucu toplanacak TBMM Başkanlık Divanının oluşma tarihi ) tarihleri arasındaki süreyi (3 yıl 11 gün) kabul etmişlerdir.Böylece bu uzun süre içinde işlenen çok sayıda insanlık suçu bakımından faillere dokunulmazlık getirilmiştir.

Geçici 15. maddenin kaldırılmasından sonra doğan durum :

Geçici 15. maddenin kaldırılmasından sonra ortaya çıkan hukuki durumun değerlendirilmesinde farklı görüşler ileri sürülmüştü..Bir görüşe göre söz konusu düzenleme bir af normudur.Hukukçu yazılı norma bakmakla mükelleftir.Devlet bu dönemde işlenen suçları silmiştir.Yargılama yapmak devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz.Aynı sonuca çıkan ikinci görüşe göre de ortada affın ötesinde bir sorumsuzluk düzenlemesi vardır.Halkoylamasından geçtiğine göre de suç işleyenleri yargılama imkanı yoktur.Bu iki görüşü de kabul etmek mümkün değildir.Zora,şiddete ve kaba güce dayalı olarak anayasal düzeni ortadan kaldıran,kurucu iradenin oylarıyla oluşmuş parlamento ve hükümeti tank,top,tüfek ve jet gibi hukuken meşru kabul edilemez araçlarla , devirip,iktidarı ele geçiren cuntaların işledikleri suçlara bu görüşlerle meşruiyet ve cesaret kazandırılmış olunur.Zorbanın hukuku araçsallaştırarak suç işleme özgürlüğüne ve kendi kendisini affetme veya sorumsuz kılma hakkına sahip olduğunu iddia etmek hukukun ve hukukçunun görevi değildir.Hukuk bu zihniyeti reddeder.Çünkü hukuk için hukuku ortaya koyan iradenin meşruiyeti ,bu iradenin kaynağı çok önemlidir.Kurucu iradeyi hiçe sayıp,gasp ederek suç işleyenlerin ve iktidarda kaldıkları sürece ayrıca işledikleri işkence,öldürme gibi suçları da kapsayacak şekilde kendi kendilerini affedebileceklerini ya da kendilerini sorumsuz kılabileceklerini düşünmek hukukun demokrasiyi,insan hak ve özgürlüklerini,yaşam hakkını,adaleti korumadığını iddia etmek ,toplumu her an darbe tehlikesine karşı korumasız bırakmak demektir.1982 Anayasasının kurucu irade dışlanarak hazırlandığı,anayasa metninin tartışılmadığı, karşı propagandanın yasaklandığı,oyların şeffaf zarflarda kullanıldığı açık bir durumdur.Bu görüşte olanların tezlerini güçlendirmek için bu maddenin halkoylamasında kabul edildiğini öne sürmeleri tam bir tutarsızlık oluşturmaktadır. Demokrasinin ortadan kaldırılması ve insan hakları ihlallerine maruz kalan yurttaşların hakları söz konusu olduğunda sadece yürürlükte metne bakarak değerlendirme yapmak ve bu değerlendirmede zorbaların hile,tehdit ve cebirle zorbalıklarına hukuki kılıf hazırlayabileceklerini kabul etmek hukukun nihai hedefi olan adaletten,barıştan ve demokrasiden bizi uzaklaştırır.Bu konuda benim de katıldığım görüş her iki anayasada da darbe suçu ve belirlenen süreler içinde işlenen diğer suçlar bakımından suç işleyenler dokunulmaz kılınmışlardır.Bu anayasalar hukuk dışı bir iradenin ürünü olup kurucu iradenin meşru temsilcileri tarafından değiştirilinceye kadar hüküm ifade ederler.Dokunulmazlık sağlayan hüküm de bu hüküm kaldırılıncaya kadar etkisini gösterecek,kaldırıldıktan sonra işlenen suçlar bakımından dokunulmaz kılınan kişiler bakımından yargılama engeli kalkmış olacaktır.Milletin iradesiyle seçilerek gelmiş meşru temsilciler olan milletvekillerine tanınan işledikleri suçlar bakımından af ya da sorumsuzluk değil sadece dokunulmazlıktır.Milletvekillerine tanınan dokunulmazlık seçildikleri süreyle sınırlıdır.Hatta Meclis istediği takdirde milletvekilliği döneminde de dokunulmazlığı kaldırarak yargılama engelini ortadan kaldırabilir.O halde hukuki ve meşru yolla parlamentoya gelen milletvekillerine,hükümet üyelerine tanınması hukuken mümkün olmayan suç işleme imtiyazının darbe suçunu ve insan hakları ihlallerine ilişkin ağır suçları işleyen kişilere tanımak insanlığa,demokrasiye ve hukuka meydan okumaktır.Sorumluluk bir yetkinin karşılığıdır.Yetki kullanmayan insanların sorumluluğu olmaz.Yetki kullanan ve üstelik bu yetkiyi kullanırken suç işleyen insanların kendi kendilerini affedebileceklerini ya da sorumsuz kılabileceklerini düşünmek ne akla ne vicdana ne de hukuka sığar.Meşru bir iradeye dayanan siyasi bir rejim ,kendisinden önce hukuku çiğneyerek zorbalıkla iktidarı ele geçiren bir askeri ya da sivil görünümlü diktatörlük dönemine ait suç oluşturan eylemlere hukukilik ve meşruluk kazandıramaz.O halde geçici 15. maddenin kalkmasıyla söz konusu kişilere tanınan dokunulmazlık kalkmıştır.Zamanaşımı bu nedenle işlememiş ve durmuştur.Şimdi yargılama engeli kalktığından zamanaşımı baştan işlemeye başlayacaktır.Yani cezaları ağır olan suçlar bakımından önümüzde 30 yıllık süre bulunmaktadır.

1960 askeri darbesini yapanlar ve belirtilen süre içinde suç işleyenler bakımından da durum aynıdır.12 Eylül 1980’de 1961 Anayasası kaldırılmış ve 1960’da suç işleyenler bakımından da dokunulmazlıklar o tarihte kalkmış ve zamanaşımı işlemeye başlamıştır.Ancak o tarihten sonra bugün yapılan tartışmalar yaşanmamış ve kimse o dönemin suç işleyenleri için yargı yoluna başvurmamıştır.1960’dan sonrası için özellikle suç işleyenler bakımından bir şey yapmak mümkün gözükmemektedir.Ancak o dönemde Yüksek Adalet Divanı’nda yargılanıp mahkum edilen ve cezaları infaz edilenler bakımından yargılamanın yenilenmesi istenebilir.Başta idam edilen dönemin Başbakanı Adnan Menderes ,Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan olmak üzere hapis cezalarına mahkum edilen dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve diğer Demokrat Partili bakan,milletvekili ve görevlilerin hayatta olan akrabalarının derhal yargılamanın yenilenmesini istemeleri gerekir.Hükümlü yaşıyorsa kendisi,ölmüşse eşi,üstsoyu ile altsoyu,kardeşleri yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunabilirler.Yargılamanın yenilenmesi talebi herhangi bir süreye tabi değildir.Hükümlünün lehine olan yargılama nedenleri kanunda tek tek sayılmıştır.( CMK 311 ) Bu nedenlerden biri hükmü etkileyen sahte belge kullanılması diğeri kasıt ya da ihmalle aleyhe gerçek dışı tanıklıkta bulunulması veya bilirkişice oy kullanılmasıdır.Somut yargılamalar bakımından dayanılabilecek bir yenileme nedeni de hükme katılmış hakimlerden birinin ceza kovuşturması yapılmasını gerektirecek biçimde görevini yapmada kusur etmesidir..Tabii hakim ilkesine aykırı bir şekilde özel bir mahkeme olarak kurulan Yüksek Adalet Divanı’nın üstelik başkanı olan Salim Başol’un yargılama sürecindeki tutum ve davranışları ve açıkca duruşmada yargılananlara ” sizi buraya tıkan güç böyle istiyor” demesi bu nedene dayanmayı haklı kılmaktadır.Salim Başol yaşıyor olsaydı görevi kötüye kullanmaktan kovuşturmaya uğraması ve mahkum olması ciddi bir ihtimaldi.Yine diğer bir yenileme nedeni yeni deliller veya yeni olaylar ortaya konulması ve bunların beraat veya daha hafif bir cezayı içeren bir cezayla mahkumiyeti gerektirecek nitelikte olmasıdır.Kuşkusuz Yassıada yargılamalarına ilişkin dosyalardaki tüm deliller ve duruşma tutanakları incelendikten sonra hangi yenileme nedenlerine dayanılacağı tespit edilebilir.Yenileme başvurusu hükmü veren mahkemeye yapılır.( CMK 318 ) Burada ortada bir boşluk vardır. Çünkü yargılamayı yapan özel mahkeme bir kez görev yapmış ve dağılmış bulunmaktadır.Ancak mevcut anayasal düzenlemeye göre cumhurbaşkanı,başbakan ve bakanlar görevleriyle ilgili suçlarından dolayı Anayasa Mahkemesi’nde yargılandıklarından bu kadrolar bakımından Anayasa Mahkemesi’ne, milletvekilleri ve diğer yargılananlar bakımından da tabii hakim ilkesi uyarınca Ankara’daki yargı merciine başvurulabilir.Ya da hükümet ivedilikle CMK’da yapacağı bir değişiklikle bu boşluğu gidermelidir.

12 Eylül mağdurları ise failler geçici 15. maddenin kaldırılması sonucu dokunulmazlık dışına çıktıklarından bu kişiler hakkında suç duyurusunda bulanabilecekleri gibi kendileri ya da ölen yakınları bakımından da yargılamanın yenilenmesi talebiyle yargı merciine başvurabileceklerdir.Ancak burada da hükmü veren sıkıyönetim mahkemeleri kaldırılmış olduğundan tabii hakim ilkesi uyarınca kararı veren yerdeki adli yargı merciine başvurmaları gerekmektedir..Yukarıda belirttiğimiz gibi hükümet kanundaki bu boşluğu ivedilikle doldurmalıdır.Yurttaşın adil yargılanmayı ilgilendiren çok önemli bir hakkını kullanması usul kurallarındaki bir boşluk nedeniyle kullanılamaz hale getirilemez.Hukuk hukuksuzluğun ,darbelerin,işkencelerin örtüsü olamaz.Gerçek hukukçular buna müsaade etmeyecektir.

Bir Cevap Yazın