Askerlikte hak ihlalleri

Zorunlu askerlik sırasında yaşanan hak ihlalleri ile mücadele etmek amacıyla 2011 yılı nisan ayı başlarında kurulan Asker Hakları internet sitesi, bir yıl içinde siteye gelen başvuruların örneklerini ve başvurulara dair sayısal verileri bir rapor hâline getirdi, kamuoyuna açıkladı ve yayınladı. Bu konuda bir ilki de gerçekleştirmiş oldu. Ancak aradan bir yıl geçmesine rağmen hak ihlalleri devam ediyor. Kuşkusuz bu çaba çok az sayıda insanın imkânsızlık içerisinde, özveriyle gerçekleştirdiği önemli bir başlangıca imkân veriyor. Rapor kapsamında değerlendirmeye alınan 431 başvurudan çıkarılan sayısal verilere göre birinci sırayı 201 başvuru ile hakaret ve aşağılama, ikinci sırayı 162 başvuru ile kasten yaralama almakta. Sırasıyla diğer başvurularda aşırı fiziksel aktiviteye zorlanma, yeterli sağlık hizmeti alamama, tehdit edilme, iftiraya uğrama, mobbing, şahsi işlerde çalıştırılma, uykusuz bırakma fiillerine maruz kalındığı ifade edilmiş. Bunun dışında askerler arasındaki devrecilik anlayışı ve uygulaması sonucu ortaya çıkan psikolojik baskı ve şiddet fiilleri sözkonusu.

Roboski vicdanın adı

Şırnak’ın Uludere (Qilaban) ilçesine bağlı Roboski köyünde 28 Aralık 2011 tarihinde savaş uçaklarının gerçekleştirdiği bombardıman sonucu çoğu çocuk 34 sivil yurttaş yaşamını yitirdi. Olayla ilgili soruşturmayı yürüten Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, görevsizlik kararı vererek dosyayı Genelkurmay Başkanlığı Askerî Savcılığı’na gönderdi. Oysa 34 sivil yurttaşın ölümüyle sonuçlanmış ve sivil mahalde işlenmiş bir olayın soruşturmasının askerî yargıya havale edilmesi bir hukuk devletinde kabul edilemez.

Yoklama kaçağı ve bakaya kalanlar

Başbakan Tayyip Erdoğan, yaklaşık 600 bin yoklama kaçağı ve bakaya kalan askerlik yükümlüsünün yakalanarak en yakın askerî birimlere teslim edileceğini açıkladı. Bu açıklamanın ardından Milli Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı çalışmalara başladı. Yapılacak uygulamaya göre GBT sistemi aktif hâle getirilerek, yoklama kaçağı ve bakaya kalanlar yol ve trafik kontrollerinde yakalanıp, gözaltına alınmadan en yakın askerlik şubelerine teslim edilecek. Mesai saatleri dışında yakalanan kişilere ise 15 gün içinde askerlik şubesine gidip kayıt yaptırmaları yönünde uyarıda bulunulacak.

İktidar nereye koşuyor

Türk Medeni Kanunu, “Kişiler Hukuku” başlıklı 1. kitabın 8. maddesinde kişi ve kişiliği bağlantılı olarak tanımlamıştır. Buna göre her insanın hak ehliyeti vardır ve bütün insanlar, hukuk düzeninin sınırları içinde haklara ve borçlara ehil olmada eşittirler. Tanımda özne insan olup hiçbir ayrıma gidilmemiştir. Kuşkusuz kişilik hakları bakımından insanın manevi varlığı önemlidir. Konumu, cinsiyeti, inancı, ırkı, cinsel tercihi ne olursa olsun manevi varlığın korunması ancak özel hayatın güvence altına alınması ve gizliliğine uyulmasıyla mümkündür. Özel hayatın tanımını yapmak çok zor olup Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de kararlarında buma işaret etmiştir. Kişinin ortak alan olan kamuya açık yaşam alanı dışında kalan ve ailesi ve yakınlarıyla paylaştığı “özel alan” ile çok güvendiği kişilerle paylaştığı “en dar yaşam alan” özel hayat kabul edilir. Ancak özel hayat alanı, değişebilen ve kendi dinamikleri olan bir alandır.

İslam Devleti

Ufuk Yayınları başarılı seçimlerle önemli kitapları tercüme ederek tartışma alanına sokuyor. “İslam Devleti” bu yıl içinde yayımlanan kitaplardan. Kitabın yazarı İbranice, Arapça, İngilizce ve Fransızca bilen Noah Feldman, halen Harvard Üniversitesi’nde Uluslararası Hukuk profesörü. Esquire dergisi onu 21. yüzyılın en etkili 75 ismi, New York Magazine ise fikrî etkisi en güçlü üç ismi arasında göstermiş.

Devleti yeniden tanımlamak

Toplum, çeşitli şekillerde ortaya çıkan toplumsal çatışma alanlarındaki sorunları, uzlaşma kültürü ile ve siyasi yöntemleri kullanarak çözmede başarı ve beceri gösterdiği durumlarda merkez- çevre ilişkisi demokratik bir çerçeveye oturabilir ve demokratik- devlet, daha çok toplum ve birey- yurttaş ortaya çıkabilir. Sorunların toplum tarafından çözülemediği ve uzlaşmaya varılamadığı durumlarda ise toplumun karşısında egemen, baskıcı, topluma ve siyasi kurumlara karşı özerk bir devlet vardır.

Cumhuriyet hakiki mi

Bugün Cumhuriyet’in 90. yılı kutlanıyor. Aslında 29 Ekim 1923’ten önce, 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu egemenlik hakkını kesin olarak millete vermekle yeni kurulan devlet aygıtını seçime dayandırmakla, yasama ve yürütme ve hatta yargı yetkilerini Büyük Millet Meclisi’nde toplamakla ilk Osmanlı Anayasası olan 1876 tarihli Kanun-u Esasi’nin varoluş nedenlerini kaldırmış bulunuyordu. Yeni düzenleme, adı konulmamış cumhuriyet rejiminden başka bir şey değildi. Ancak bu gerçek, koşullar gereği, 1921 Anayasası tarafından açıkça ifade edilmemiştir. Bu dönemde, K.E’nin T.E.K ile çelişmeyen hükümlerinin uygulandığı bilinmektedir. Bunun anlamı asıl anayasanın T.E.K olduğu, fakat bunun değiştirmediği hükümleri bakımından, K.E’nin ikincil planda yürürlüğünü sürdürdüğüdür. Bu ikilik, K.E’nin 1924 Anayasası ile yürürlükten kaldırıldığının açıkça belirtilmesiyle son bulacaktır.

Ordu demokratikleşti mi

Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’in son açıklaması üzerine yapılan yorumlar ne dereceye kadar doğru. Evet, açıklama önemli bir anlayış değişikliğini işaret ediyor. Ergenekon ve Balyoz davaları üzerinden yapılan kışkırtmalara karşı kamu görevlisi olduğu vurgusunu yaparken üst bir askerî bürokrat olarak sivil siyasi otoritenin emrinde olduğunu da ima etmekte. Kuşkusuz demokratik bir tavır ama dönemsel ve kişisel bir tavır olarak algılamak daha doğru. Çünkü İlker Başbuğ’dan hemen sonra Silahlı Kuvvetler’in kurum olarak demokratik hâle geldiğini, demokratik eğitim ve kültür verdiğini, Genelkurmay Başkanlığı’nın kanundan doğan özerkliğinin önlendiğini, kurum ve general imtiyazlarının kaldırıldığını, kurumun şeffaf ve hesap verebilir hâle getirildiğini ve parlamenter denetime tabi tutulduğunu, askerin OYAK üzerinden ekonomik faaliyette bulunmasının önlendiğini, silah üretim ve alım mekanizmalarının denetlenebildiğini hülasa SK’nın demokratikleştirilebildiğini söyleyebilir miyiz? Bütün bu belirtilenler güvenlik sektöründe yer alan tüm kurumlar için geçerli. İktidarın ordu, polis, jandarma, MİT gibi kurumları demokratikleştirme gibi bir niyeti ve politikası yok.

Küçükömer’in tezleri üzerinden

İdris Küçükömer, Batılılaşma- Düzenin Yabancılaşması isimli kitabında, Batılı kavramlar olan “sağ” ve “sol”un Türkiye’deki tarihsel- kurumsal şemasını çizer. Küçükömer’e göre “solyan, yeniçeri- esnaf- ulema birliğinden gelen Doğucu- İslamcı halk cephesine dayanan Jön Türkler’in Prens Sabahattin kanadı yani Hürriyet ve İtilaf Fırkası, Birinci Büyük Millet Meclisi’nde Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nde ikinci grup, sırasıyla Terakkiperver Fırka, Serbest Fırka, Demokrat Parti, Adalet Partisi çizgisidir. Biz bu çizgiyi ANAP, DYP, Milli Nizam Partisi’nden gelen Refah Partisi ve AKP olarak uzatabiliriz.

Nasıl bir devlet

Ulus-devlet, insanlara sınırlar arkasında güvenlik sağlarken onları tutsak kıldı. Sınırlar, bayraklar, marşlar, ordular, savaşlar. İki dünya savaşının bilançosu, süregelen bölgesel çatışmalar. İnsan ve doğayı temel almadan, çıkarların gerçekleştirilmesini ön plana alan politikalar ve bu politikaların şiddet ve güç kullanılıp, hukuki birikimin yok sayılarak uygulanması.